Bir efsane geldi, geçti: ARSENE WENGER ve ARSENAL

İngiliz futbolunu değiştiren adam Arsene Wenger...

Futbolla ilk tanıştığımda 2000’lerin başıydı. Akranım olan diğer çoğu çocuk gibi, ben de akşama kadar dışarda top peşinde koşardım. Televizyonda ne zaman denk gelsem pür dikkat kesilip, pek anlamasam da izlerdim. O zamanlar yeni piyasaya çıkmış PlayStation 2’nin de sayesinde televizyondan izlemek, dışarıda oynamak yetmezmiş gibi birde video oyunlarını oynamaya başlamıştım. O zamanlar şifresiz kanalda Premier Lig maçlarının verilmesi, ister istemez bu ligi tanımamı kolaylaştırdı. Video oyunlarının da sayesinde, bir noktadan sonra o dönemin en güçlü takımlarından biri olan Arsenal’la tanışmıştım. Oynanan akıcı ve gollü futbol, doğal olarak o yaştaki bir çoçuğu oldukça etkilemiş ve ilerki senelerde daha da büyüyecek Arsenal ve Wenger sevdasının tohumlarını ekmeye yeterli olmuştu.

96 yılında otoritelerin beklemediği bir şekilde Arsenal Kulübü’nün başına gelen teknik adam bundan önce ikisi Fransız, biri Japon sadece 3 takımı çalıştırmıştı. Uluslararası anlamda bir başarıya imza atamamış teknik adamın, yine çok parlak olmayan bir futbolculuk kariyeri vardı. Kariyerinin büyük bölümünü 3. lig takımlarında defans oyuncusu olarak geçiren Wenger, 78-79 sezonunda sadece 3 maç forma giydiği Strazburg takımı ile Fransa Ligi Şampiyonluğu’na ulaşmıştır. Futbolculuk kariyerinden sonra, Cannes FC’nin yardımcı antrenörlüğünü ve 1984-1986 yıllarında da Nancy takımının teknik direktörlüğünü yapmıştır. Kariyeri için önemli bir basamak olan, Monaco’yu çalıştırdığı 7 yıllık dönemde bir lig şampiyonluğu ve 1 Fransa Kupası kazanmıştır. Daha sonra 94-96 yıllarında Japon Futbol Takımı Nagoya Grampus’u çalıştırmıştır. Arsenal’ın başına geldikten sonra, dönemin İngiltere Futbolu’ndaki yaygın defansif futbol anlayışının yerine, hucüm futbolunu oynatmaya çalıştı. Kulüpteki ikinci senesinde, Sir Alex Ferguson’un Manchester United takımına rağmen, ligdeki ilk şampiyonluğunu elde etti. Yine aynı yıl, Federasyon Kupası’nı Arsenal’ın müzesine götüren Wenger, Premier Lig tarihinde aynı sezon içinde hem ligi hem de Federasyon Kupası’nı kazanan ilk yabancı teknik adam oluyordu. 99 yılında Real Madrid’e transfer olan Anelka’nın yerini, Monaco yıllarından yakından tanıdığı ve daha sonra bir futbol efsanesine dönüşecek olan Thierry Henry’yi 11.5 Milyon £ karşılığında Arsenal’a transfer ederek doldurdu. Kariyerinin çoğunu bir kanat oyuncusu olarak geçirmiş Henry’nin, tarihin en iyi forvetlerinden birine dönüşmesinde büyük pay sahibi oldu. Henry’nin 32 golle ligin gol kralı olduğu 01-02 sezonunda, Liverpool’a 7 puan fark atan Arsenal şampiyonluğa ulaşmıştı. Bu Wenger’in 2. , Arsenal’ın ise 12. Şampiyonluğu oluyordu. Yine aynı Federasyon Kupası’nı kazanan Arsenal tarihinde 3. Kez ‘duble’ yapmış oluyordu. 2003-2004 sezonunda Premier Lig takipçileri, futbol tarihinin gördüğü en iyi hucüm futbollarından birine şahitlik edecekti. 49 maçlık yenilmezlik serisi yakalayan takım, ligde 26 galibiyet 12 beraberlik 0 yenilgilik efsanevi bir performansla şampiyonluğa ulaşmıştı. Bu performans tarihe “The Invincibles” olarak geçiyordu. Manchester United’ın son 8 yılın 6’sında Premier Lig’de mutlu sona ulaştığını düşünürsek, bu namağlup şampiyonluk oldukça değerliydi. Oyuncuların ve hocanın da bizzat belirttiği gibi bunun önemini daha sonradan fark etmeye başlayacaklardı. 1992’ye kadar Football League First Division adına sahip olan, 92’den itibaren Premier Lig adını alan ligin 130 yıllık tarihinde namağlup şampiyon olan ilk takım olmuşlardı. Premier Lig’in yanı sıra dünya futbol tarihinde yenilgisiz şampiyon olan ender takımlardandır.

Ligdeki kupa dolu başarılı sezonlara rağmen Wenger’in hala uluslararası alanda bir başarısı yoktu. 2000 yılında UEFA Kupası finalinde penaltılarla Galatasaray’a kaybeden takım 2006 yılında Fransa’da Barcelona’ya karşı Şampiyonlar Ligi Finali’ndeydi. Rüya gibi bir Avrupa maratonunun sonunda, 14 yıldır uluslararası alanda kupaya hasret olan Barcelona, Wenger’in Avrupa’daki ilk başarısının önündeki tek engeldi. Lehmann’ın maçın başında kırmızı kart görmesi, her ne kadar Arsenal ilk golü bulsa da kupa için yeterli olamadı. Bununla beraber Arsenal uzun süre ne uluslararası alanda ne de İngiltere’de başarı yakalayamayacaktı. 2006 yazında kulübün 93 yıllık mabedi Highbury, yerini neredeyse 60 bin kişilik kapasitesi olan Emirates Stadyumu’na bırakmak için yıkılıyordu. Bu süreçle beraber gelen ekonomik yükümlülükler, Wenger’in istediği transferlerin yapılmasını zorlaştırıyordu. Takımın şampiyon kadrosundaki çoğu oyuncunun transfer olması ya da futbolu bırakmasıyla kötü günler Arsenal’ı bekliyordu. Hali hazırda kötü durumda olan takıma gerekli takviyeler çoğunlukla alt yapıdan yapılmaya çalışılınca, Premier Lig’in diğer devleri ile mücadele edebilme gücünü sekteye uğrattı. 2014 yılında Federasyon Kupası Finali’nde Hull City’yi 3-2 mağlup eden takım 3283 günlük kupa hasretini sona erdirdi. Yine de ligde işler iyi gitmiyordu. 15-16 sezonunda, Arsenal uzun bir süre boyunca şampiyonluk iddiasını sürdürsede, son haftalara doğru puan farkının açılmasına engel olamadı ve Arsenal ligi 2. bitirirken Leicester City ligdeki ilk şampiyonluğuna ulaştı. Geçtiğimiz günlerde Emirates Stadyumu’nda son kez taraftarı karşısına çıkan Wenger, son şampiyonluğunu The Invincibles sezonunda yaşadı. Bunun yanında ben ve benim gibi şampiyonluk sayısını çok önemli bir kriter olarak görmeyen taraftarlar için dikkate değer bir istatistik mevcut. Ligdeki diğer güçlü rakiplerinin aksine, son şampiyonluk sezonundan sonra ekonomik ya da kadro bağlamındaki sorunlarına rağmen, ligi ilk 5’in dışında bitirmemişti. Ta ki bu sezona kadar. Wenger son 4-5 yıldır transfer politikası, sürekli değişen ve kendi asıl futbol anlayışına aykırı oyun düzenleri sebepleriyle ağır eleştirilere maruz kalıyordu. Modern futbolun geldiği noktada, oynanan futbolun gerekliliklerini bireysel anlamda karşılayamadığı düşünülen ve bu konuda meslektaşlarının oldukça gerisinde kalan Wenger, 13 Mayıs 2018 tarihinde Arsenal’ın başında son maçına çıktı.

Arsenal’dan ayrılacağını duyurduğu andan itibaren, maruz kaldığı eleştiriler ve söylemler, tam tersi bir bağlamla büyük bir sevgi ve minnet seline dönüştü. Taraftar; kötü sonuçlara, sezonlara ve politikalara rağmen, 132 yıllık kulübün 22 yılında takımı yönetmiş, başarı dolu yıllar yaşamış ve 2000’lerin başında İngiliz Futbolu’nda devrim etkisi yaratmış efsaneye hak ettiği veda sezonunu göstermiş oldu. Her ne kadar son yıllarda oynanan futbolu sevmesem de, 2000’lerin başında oluşturduğu miras ve sahada biz taraftarlara izlettiği futbol ile, hayatım boyunca unutamayacağım tecrübeler bıraktı. 10’lu yaşlarının başındaki bir çoçuğa, Londra merkezli bir kulübün sempatisini kazandırması, kendisi için önemli olmasa da benim ve dünya futboluna olan ilgimin artması açısından çok değerliydi. Hayatının ve kariyerinin geri kalan yıllarında her şeyin en iyisini hakediyor. Sevgi, saygı, özlemle. 22 yıl, 1235 maç, 716 galibiyet, 2298 gol, 1 Arsène Wenger…

 

Yazan: Can Bakır

Kategori
İZ BIRAKANLAR

BENZER